PROF. Dr. İZZETTİN DOĞAN ile VİYANA SOHBETLERİ / 1-

Kazım Balaban >>>

‘PROF. Dr.  İZZETTİN DOĞAN ile Viyana Sohbetleri’ başlıklı 3 bölümden oluşan yazıda ilginç konular konuşuldu.

Viyana Alevi Kültür Birliği’nin (VAKB) 1 Haziran 2008′de düzenlediği ‘Aleviliğin Dünü, Bugünü ve Yarını’ içerikli açıkoturum için davet edilen Cem Vakfı Başkanı ve Alevi Vakıflar Federasyonu Onursal Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan ile yapılan Viyana sohbetlerinde  ‘Alevilik, iç barış, ülke istikrarı ve Avrupa’dan Türkiye nasıl görülüyor” içerikli önemli boyutlar var.

İlgi ile okuyacağınızdan eminiz.

Sohbetler bir çok insanın bir arada olduğu doğal ortamda alınan notlardan oluştu. Karşılıklı görüş alışverişleri şeklinde yapılan sohbetler de vatandaşlar hem Prof. Dr. İzzettin Doğan’ı daha yakından tanıma imkânına kavuştu, hem de karşılıklı fikir alışverişleri yaşandı. Ama en önemlisi elbette Prof. Dr. İzzettin Doğan’ın belli konularda görüşleri alındı.

31 Mayıs 2008 tarihinde Viyana Alevi Kültür Birliği’nde (VAKB) Prof. Dr. İzzettin Doğan’ı bekliyoruz. Kendisinin saat 17 : 00 civarında Derneği ziyaret edeceği söylendi. Derneğe geldiğimde öğreniyorum ki Hoca henüz gelmemiş.

VAKB’de bulunan Can’lar, ‘Kosova’dan misafirlerimiz var’ dediler. Kim olduklarını soruyorum’

Kosova’dan gelen Seyyit Şeyh Ali Naki Horosani Dede dediler. Seyyit Ali Naki’nin Viyana’ya geleceğini tahmin etmiştim. Zira bir önceki hafta Almanya’ya gitmiştim. Almanya’da yaşayan bazı Dostlar oraya geldiğimi duymuşlardı ve ‘Tanışmak / Sohbet etmek’ için Düsseldorf’ta ziyaretime gelmişlerdi. Bu Dostların içinde en önemlileri Almanya Habercem temsilcisi Fazilet Yoleri Hanımefendi olmuştu. Fazilet Hanım bana hem Habercem Avusturya temsilcisi olmamı önermiş, hem de bir hafta sonra Viyana’ya gelecek olan Prof. Dr. İzzettin Doğan’a -iyi bakmamız- telkininde bulunmuştu.

Fazilet Hanımın sözlerini tebessümle dinlemiş ve ‘Endişe etmeyin, gözümüz gibi bakarız’ demiştim.

Fazilet Hanım ve diğer Can’ların Prof. Dr. İzzettin Doğan adını saygı ve sevgi dolu sözlerle telaffuz etmelerini anlıyordum. İnsanlar onu sadece sevmekle kalmıyor, ondan çeşitli umut ve beklentilerini yansıtıyorlardı.

Özellikle yüzyıllardan bu yana birikmiş Alevi sorunları konusunda ondan başarılı sonuçlar bekliyorlardı.

Almanya’da ertesi gün Düsseldorf’tan dönerken yol üstünde Frankfurt’ta yakınlarımı ziyarete gitmiştim. Frankfurt’a vardığımda hal hatır sonrası önüme bir kaç telefon numarası konuldu. Ben Frankfurt’a gelirken Almanya’da bulunan bazı dostlar izimi sürmüş ve Frankfurt’a nereye gideceğimi öğrenmiş, geri aramam için not bırakmışlardı.

Bu notların içinde en dikkat çekici olanı  Kosova’dan gelen Seyyit Şeyh Ali Naki Horosani ile ilgili olan nottu.

Seyyit Ali Naki, Prof. Dr. İzzettin Doğan’ın Viyana’ya davet edildiğini duymuş ve onu görmek için benden yardımcı olmamı istiyordu. Gereken düzenlemeler telefonlarla sağlandıktan sonra ben Viyana’ya dönmüştüm. İşte şimdi o Seyyit Ali Naki yaşlılığına ve hastalığına aldırmadan Viyana’ya gelmiş ve o da Hoca’yı bekliyordu.

Hoca’nın gelmesini beklerken biraz sohbet ediyoruz.

Seyyit Şeyh Ali Naki Horosani sürekli Prof. Doğan için dua ediyor ve ‘Yapacağı işleri tamamlaması için’ Allah’ın ona bir kaç yıl daha can sağlığı vermesini Allah’a yakarıyordu. Sürekli olarak bize ‘Hoca’nın kıymetini iyi bilin. Bizim onun gibi Uluslararası bir Hukuk Proföserimiz olsaydı, Balkanlarda olan etnik temizlikte bu kadar kayıp vermezdik’ diyor.

Seyyit Şeyh Ali Naki Horosani’nin bahsettiği kayıplar 1990′lı yılların ilk yarısında ve daha sonra Balkanlarda meydana gelen iç savaşlarda kıran kırana yaşanan boğazlaşmalarla ilgiliydi. Seyyit Ali Naki’nin söylediklerine bakılırsa Kosova ve Balkanlarda yaşayan Aleviler bu boğazlaşmalarda büyük kayıplar vermişlerdi.

Seyyit Ali Naki bundan dolayı hem sesini Prof. Dr. İzzettin Doğan üzerinden dünyaya duyurmak ve yaşadıkları acılarını haykırmak, hem de yeniden aynı acıları yaşamamak için Prof. Dr. İzzettin Doğan başkanlığında güçlü bir Dünya Aleviler Birliği’nin kurulmasını öneriyordu.

Bu konuda Hoca’ya hem inanıyor, hem de onun Hukukçu kimliğine güveniyordu. Seyyit Ali Naki sürekli olarak ‘Bu, sizin, bizim ve hepimiz için bir şans’ deyip duruyordu.

Seyyit Ali Naki ciddi sağlık sorunları yaşıyordu. Bitkindi. Kulakları az işitiyordu ve Almanya’ya tedavi için gelmişti. Prof. Doğan’ın Viyana’ya geleceğini duyunca tedavisini yarım bırakıp Viyana’ya koşmuştu.

Seyyit Şeyh Ali Naki Horosani’nin öncelikli bir isteği vardı Prof. Dr. İzzettin Doğan’dan. İstiyordu ki Dünya Aleviler Birliği kurulsun ve Kosova Alevi / Bektaşi toplulukları da bu Birlik içinde yerlerini alsınlar. Kosova ve Balkan Alevilerinin 1990′lı yıllarda yaşadığı acıları bir daha yaşamamaları için Avrupa’da bulunan Alevi Kurumlarından önemli beklentileri vardı.

Sorunları 2 ana başlıkta açıklıyordu.

1. Biz Balkanlarda büyük acılar yaşadık. O zaman örgütlü olsaydık bunları yaşamazdık. Yaşasak bile bu kadar dramatik olmazdı.
2. Balkan Alevileri örgütsüzlükten hızla asimile oluyorlar. Balkanlarda 50 yılı aşkın süre ile iktidar olan Sosyalist rejimler bu bölgede yaşayan Alevi ve Bektaşilerin ciddi oranda asimile olmalarına sebep olan koşullar hazırlamışlardı. Asimile olanlar kendi değerlerine ve ailelerine yabancılaşıyor ve bu da ciddi bir travmaya sebep oluyordu. Bu asimile durmalı ve Aleviler yeniden kendi öz değerlerine yönlendirilmeliydiler.

Seyyit Ali Naki’nin bu konuda ki açılımı hiç te yabana atılır gibi değildi. Şöyle diyordu Seyyit Ali Naki, ‘Osmanlı bu bölgeden çekildikten sonra bizim Türkiye ile bağlarımız koptu. Biz Türkçe, onlar da Arnavutça bilmiyorlardı. Bilenlerin de Alevilikle ilgileri sınırlıydı. Ancak şimdi yeni fırsatlar çıktı karşımıza. Arnavutça veya başka dilleri konuşan yarım Milyon insanımız şimdi Batı Avrupa’ya göç etmiş ve orada yaşıyor. Bunlar geldiği ülkenin dillerini öğrendiler. Türkiye’den gelen Aleviler de geldikleri ülkenin dillerini öğrendiler. Artık Balkan Alevileri ile Türkiye’den gelen Aleviler burada komşular. Şimdi yaşadıkları ülkenin dili üzerinden iletişim kurabilir ve anlaşabilirler. Kosova Alevi ve Bektaşileri artık Türkçe öğrenmeye gerek kalmadan Türkiye’li Alevilerle sağlıklı iletişim kurabilir, ortak platformlarda yer alabilirler. Ben 81 yaşındayım ve anlıyorum ki yolun sonu göründü. Eğer İzzettin Doğan Hoca bana ‘Dünya Alevileri Birliği’ kurma sözü verirse ben bu müjdeyi Kosova’ya götürür ve gözüm arkada kalmadan göçer giderim’

Seyyit Ali Naki’ye, ‘Avrupa’da Türkiye’den gelenlerin oluşturdukları çok sayıda kurum var. Bunlar özlemlerinize yanıt veremez mi” diye soruyorum. Cevap olarak da ‘Evet bu sevindirici durum. Ama burada ki kurumlar arasında birlik yok. Büyük Projeler yapmıyorlar. Balkanlarda ki Alevi Bektaşi eserleri git gide yok oluyor. Alevi ve Bektaşilerin Vakıf malları kapanın elinde kalıyor. Talan ediliyor. Bizi arayıp soran kimse yok. Bir kısmı ‘ Alevilik İslamın içinde değil- diyerek bizim inancımızı, tarihimizi red ediyorlar. Böyle olmaz, bu böyle gitmez’ diyor.

Sonra bir öğütte bulunuyor. ‘Çok şanslısınız. Prof. Doğan gibi bir büyük Alevi önderiniz var. Onu dinleyin ve onun söylemleri etrafında güçlerinizi birleşerek büyük bir Alevi Birliği kurun’ diyor.

Kulakları az işittiği için sorularımızın bir kısmını iyi alamayan Seyyit Ali Naki’ye, ‘Balkanlarda ki iç savaşta Aleviler olarak ne kadar kayıp verdiniz” diye soruyorum. Cevabını tek bir rakam da almak yerine Seyyit Ali Naki ismini bilmediğim bir çok yerleşim yerini sıralayarak, ‘Şurada şu kadar, burada bu kadar, öte yanda bu kadar’ diyerek net bir sayı vermek yerine parçalı rakamlar veriyor. Anlaşılıyor ki Balkanlar tahminimizin de ötesinde büyük acılar yaşamışlar.

VAKB bahçesinde hazırlanan masaların etrafında Prof. Dr. İzzettin Doğan Hoca’yı bekliyoruz. Dernek etrafında normalin çok üstünde bir hareketlilik var. Kadınlı, erkekli pek çok insan onu bekliyor.

Neden sonra Hoca, yanında araştımacı yazar Ayhan Aydın dahil etrafında büyük bir kalabalık ile geliyor. Can’lar onu Dernek bahçesine getiriyorlar. Bahçeye girerken herkes ayağa kalkarak saygılarını sunuyor. Gösterilen yere oturan Hoca’ya peş peşe, ‘Hocam hoş geldiniz. Nasılsınz’ Viyana’yı nasıl gördünüz’ Otelde yeriniz rahat mı” gibi sorular soruluyor. Hoca bütün soruları sükünetle olumlu şekilde yanıtlıyor. Akşam yemeğini yedikten sonra Derneği ziyaret eden Hoca’nın masasına önce su, ardından da çay servisi yapılıyor.

Hal hatır sonrası kaleme aldığım ve Habercem.com de de yayınlanan ‘Prof. Dr. İzzettin Doğan Viyana’da çiçeklerle karşılandı’ başlıklı yazımın çıktısını Hoca’ya gösteriyorum. Alıp şöyle bir göz gezdirdikten sonra yanında bulunan Ayhan Aydın’a verdi.

Sonra bana dönerek.

?’Balaban Bey senin bu yazım işlerin ne zamandan bu yana devam ediyor’ diye soruyor.

?’Hocam uzun yıllara dayanıyor. İlk yazım deneyimlerini size karşı yazdığım yazılarda edindim’ diyorum.

Etraftan kahkahalar arasında ‘Yapma yahu, Doğru mu’ Niye’ Ne zaman’ gibi sözler duyuluyor.

Hoca yanıtıma tebessümle karşılık verdikten sonra.

?Peki neydi seni bana veya bize karşı yazı yazmaya iten sebepler” diye soruyor.

Cevaplıyorum.

?’Hocam o günün şartlarında böyle düşünmek ve tavır almak normal ve hatta gerekliydi. Sizi veya Cem Vakfı’nı tanımıyorduk. Bizim cephemizden bakın ve düşünün. Aleviler ilk defa örgütlenmiş ve bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Sivas katliamı gibi bir travma yaşamışlar. Tam o sırada ortaya İzzettin Doğan adında bir Proföser çıkıyor ve hepinizi bir yana alarak ‘ Bu iş böyle olmaz. Benim yanıma gelin- diyor. Adamı tanımıyoruz. Ne yaptığını bilmiyoruz. Cem Vakfını da tanımıyoruz. O zamanlar bugünkü gibi ne internet ortamı, ne görsel basın, nede bu görsel basını yansıtan yaygın çanak antenler yok. Aynı dönemde Barış Partisi gibi partiler de ortaya çıkmış ve Alevilerin üzerinden politika yapmaya çalışıyorlar. Alevilik adına ortaya çıktığınızda ilk yaptığımız açılım sizi ‘RED- etmek oluyor. Sonra sizi izliyoruz. Bakıyoruz ki güzel şeyler yapıyorsunuz. Cem Vakfı ve sonradan oluşturulan Alevi Vakıflar Federasyonu akılcı politikalarla gerilimden uzak durarak, Alevilik ile ilgili mantıklı ve doğru çalışmalar yapıyorlar. En önemlisi de Aleviliğe mesafeli kesimlerin Alevilere saygı duyma noktasına gelmesine ciddi katkı yapıyorlar. Ve bu cephenin Alevilik tanımlamasında bir sorun da yok. Doğal olarak süreç içinde tepkiler sempatiye dönüşüyor. Benim yaptığım da bu. Bunda yanlış bir durum yok’

Prof. Dr. İzzettin Doğan Hoca tebessüm göstererek,

?’Evet, böyle bakılırsa bir sorun yok. Onbinlece insan sizin gibi düşünüyordu. Sonra baktılar ki çalışmalarımız Aleviliğin yararına, çoğunun düşüncesi değişti’ diyor.

? ‘Ama Hocam halen size karşı olanlar var. Halen sizin gösterdiğiniz çabaları görmeyenler var’ sözleri etraftan yükseliyor. Masanın etrafında olanlar Hoca’yi içine sindirmeyenlere karşı tepkili bir kaç söz ediyorlar.

Prof. Dr. İzzettin Doğan Hoca,

? ‘Normaldir. Onlar da bizim kardeşlerimiz. Onları da sevgi ile kucaklıyacağız. Bakınız Kazım Bey’de bir zaman bize karşı cephe almış. Ama sonra araştırmış, soruşturmuş. Bakmış ki güzel şeyler yapıyoruz, fikri değişmiş. Onlar da zamanla ikna olacaklar. Yeter ki çalışmalarımıza baksınlar. Önyargı ile yaklaşmasınlar. Sizin yapmanız gereken de hiç bir Can’ımızı incitmeden, onları üzmeden, kırmadan çalışmalarımızı  örneklerle aktarmanızdır’ diyor.

Geniş masanın etrafında oturanların bir kısmı Hoca’nın bu sözlerini onaylarken diğer bir kısmı halen ikna olmamışa benziyor. Sohbet böyle uzayıp gidiyor.

(devam edecek)



Konuyla ilgili diğer yazılar

Bu Sayfayı Yazdır Bu Sayfayı Yazdır

Yorum Yapın